Biz, ‘Her şeyden önce bir aile olacağız, röportajdan sonra da birbirimizden kopmadan, yeni projelerde, yeni güç birlikteliklerinde bulunacağız` demiştik. Buna istinaden birkaç kez bir araya geldiğimiz toplantılar düzenlemiştik. Uzunca bir aradan sonra, toplanmadığımızı fark eden Yükselen Değerlerin her biri birbirinden başarılı iş kadınları bana ufak bir sitemde bulundu. ‘Neden artık bir araya gelmiyoruz?` dediler.
***
Haklıydılar, zaman çok uzamıştı. Bununla beraber hemen koyulduk program yapmaya. Bayramın hemen üç gün öncesinde Yükselen Değerlerin cabbar iş kadınlarıyla Özsar Restoranda bir araya geldik. Muazzam bir gece oldu. Birbirini tanımayanlar tanıştı, iletişimler kalıcı hale getirildi, yeni güç birliklerinin temelleri atıldı. Öyle keyif aldık ki, bu buluşmaların kalıcı olması için bir sonraki buluşmanın tarihi belirlendi. Bu ekipten çok güzel projeler çıkacak, buraya yazıyorum...!
***
Gelelim bu haftanın Yükselen Değerine… Bu hafta konuğumuz, ACARLAR SEYEHAT`in sahiplerinden BİLAL ACAR. ACARLAR SEYEHAT`i İzmitli olup da duymayan yok gibidir. Uzun yıllardan beri servis taşımacılığında rakipsiz olarak işlerini sürdüren bu şirket, kurucusu olan baba ve iki oğluyla birlikte sağlam bir şekilde işlerini sürdürüyor. Bilal Acar`la sohbetimiz çok uzun sürmedi. Çünkü rahat biri gibi görünse de, çok heyecanlı bir yapıya sahip. O kısa ve öz cümlelerle kendini ifade etmeyi seçse de, şahsen ben epey zorladım. Amacım herkesi olduğu gibi Bilal Beyi de yakından sizlere tanıtmak ne de olsa.
***
Bilal Bey yaptığı işin zorluklarından sıkça bahsetti. Birkaç yıl sonunda bu işte kaliteli küçülmeye giderek, yükünü azaltmayı düşünüyor. Hiç süs yapmadan, dobra dobra konuşan, temiz yüreğe sahip bir kişi Bilal Acar. Çok konuşmayı sevmiyorum. Sadece “İnsanlar beni günaha sokmasın yeter, başka bir şey istemiyorum” diyerek sohbetine noktayı koyuyor. Bilal Acar Kocaelispor`da kısa bir dönem yöneticilik yapmış ve şimdi Körfez FK`da aynı görevi icra ediyor. Konuşmamızda sık sık çocukluğunu yaşayamamaktan söz etti. İçinde hep bu boşluğu yaşadığı bariz ortada. Ama Bilal Bey çocukluğundaki eksiklikleri bir parça da olsa yaşamaya kararlı ve de ısrarcı. Hatta uygulamaya koymuş. Nasıl mı? Aklında hangi oyuncak varsa alarak, onunla oynayarak. Daha fazlası için buyrun röportajımızı okuyun. Huzurlu kalın.
Bilal Bey, sizi tanıyabilir miyiz?
1970 doğumluyum. Liseyi bitirdim, üniversiteyi okumadım çünkü hep bu iş vardı aklımda. Kendimi bildim bileli aynı işi yapıyorum. Ben okuyamadım fakat çocuklarımı okutmaya çalışıyorum.
Eskiden hep öyleydi… Eğer babanın hazır bir işi varsa, çocuğun okumasına çok da önem gösterilmezdi. İşin başına geçsin gözüyle bakılırdı, değil mi?
Tabii öyleydi. Çocukken bile tatillerde veya okuldan arta kalan zamanlarda babamın yanına gelir çalışırdım. Ben çocukluğumu yaşamadım. Çocukluk arkadaşım var dersem yalan olur.
ÇOCUĞUMA HERŞEYİ ALIYORUM
Babanız istediği için mi, yoksa kendi isteğinizle mi işe gelirdiniz?
Yoo, hayır. Ben kendim istediğim için çalışıyordum. Babam iş için amcamla İstanbul`a giderdi, ben de peşlerine takılırdım. Arkadaşlarım oyun oynarken, ben çalışırdım.
Ama şimdi ‘Çocukluğumu yaşayamadım` diyerek, o günlere olan hasretinizi ortaya koyuyorsunuz. Yanılıyor muyum?
Evet yaşayamadım. Gerçekten insanın içinde ukde kalıyor. Mesela ben şimdi çocuğuma oyuncak helikopter alıyorum, ondan önce ben uçuruyorum. Akülü araba alıyorum, ben oynuyorum. Çocukluğumu yaşamadığım için şimdi ne görürsem alıyorum.
Epey içerlemişsiniz siz… Çocuğunuz çok şanslı olsa gerek?
Aysun Hanım, benim bisikletim yoktu. Ailem alamamıştı. Ben şimdi çocuğuma her şeyi alıyorum. Her şeyi görsün, yaşasın istiyorum. En iyi okulda okutuyorum. Yeter ki okusun. Oku ve hangi mesleği istiyorsan onu yap diyorum. Yine de ‘Baba, ben senin işini yapacağım` diyorsan, gel gene yap diyorum.
BABAMIN ASIL MESLEĞİ BALIKÇILIKMIŞ
Bilal Bey, iş konusuna gelecek olursak; Acarlar firmasının nasıl kurulduğundan bahseder misiniz?
Babamın ve amcamın asıl mesleği balıkçılıkmış. 1950`li yıllarda Başiskele Seymen`de oturuyorlarmış. Oradan İzmit`e adam taşıyorlarmış. 1966 yılında PETKİM fabrikası kurulurken, bir minibüs alarak fabrika servis işine başlamışlar. 1991 yılında şirketleşmişler. Aynı yıl içinde amcam trafik kazasında rahmetli oldu. 2000 yılından bu yana babam, kardeşim ve ben birlikte çalışıyoruz.
Tam anlamıyla nasıl bir taşıma sistemi içindesiniz?
Biz personel ve öğrenci taşımacılığı yapıyoruz. Son üç yıldır ağırlığımızı öğrenci taşımacılığına verdik.
Personel taşımacılığında, hangi fabrikalara hizmet veriyorsunuz?
KARTONSAN fabrikası, İZGAZ, Koruma fabrikası, İstanbul ve Bursa, Tütünçiftlik karayollarının taşımacılığını yapıyoruz. Hemen aklıma gelenler bunlar.
Peki, okullardan hangileri var?
Kocaeli Anadolu Lisesi, Gölcük Çaka Bey Anadolu Lisesi, Özel Erkul Koleji, Özcan Kan Anadolu Lisesi, Cahit Elginkan Anadolu Lisesi`nin taşımacılığını biz yapıyoruz.
90 KİŞİ ÇALIŞTIRIYORUZ
Servis taşımacılığından başka iş yapıyor musunuz?
Evet, bir uğraşımız daha var. Sanayide Mercedes, MAN, Mitsubishi otobüs ve kamyonlarının yedek parçaları üzerine iki dükkanımız var.
Bu sonradan olan bir atılım mı?
Hayır, çok eskiden beri var. Orada elemanlarımız duruyor, ayda bir ya da iki kez uğruyoruz o kadar.
Babanız hala çalışıyor, değil mi?
Sanayide bakım atölyemiz var, babam orada duruyor çoğunlukla. Arabaların bakımını kendimiz yapıyoruz.
Araç filonuz ne sayıda Bilal Bey? Kaç kişi çalıştırıyorsunuz?
85 adet kendi aracımız var. 120 adet de kiralık araç var sahada. 90 kişi çalışıyor şu anda.
YENİDEN ARABA ALDIĞIMIZA PİŞMANIM
Öyle mi gerçekten? Ortalıklarda kimse gözükmeyince şaşırdım bir an?
Hepsinin servis saatleri belli. İşi biten evine gider. Burada birkaç nöbetçi şoför kalır. O saatler dışında da buraya gelemezler zaten. Çok kalabalıklar. Bizim bulunduğumuz yer de aile apartmanlarının olduğu bir yer. Çok fazla gürültü olunca rahatsız ederiz diye endişe ediyorum. O nedenle buraya gelmezler.
Bunca şoförün vakit geçireceği bir lokal olsa mıydı, acaba?
İnanın çok zor. Uğraşılacak gibi değil. Sırf bu yüzden bu işi birkaç yıl daha anca yaparım diye düşünüyorum.
Zor yanları çok olan bir iş mi?
Hem de oldukça zor. Bu yıl bir okulun servis işi aldık. Buna istinaden de araba almamız gerekti. İnanın aldığıma pişman oldum. Okulu almasaydım da, araba da almasaydım. Personel 15 kişi arttı.
Öyle diyorsunuz ama bir yandan da şirketiniz büyümüş olmuyor mu?
Şirket büyüyor ama bağladığınız sermayeye değmiyor. Bu işi bıraksam bırakamıyorum; ortada onca emek var. 30 yıl oldu ama artık birkaç yıl daha çalışıp, kendimi emekli etmeyi düşünüyorum.
Genç yaşta bu işin zirvesinde bırakmak en iyisi mi diyorsunuz? Ya sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Şu an adliye binasına çok yakın bir yerdeyiz ve bu yer kendimizin. Burayı yıkıp, iş merkezi yapmayı istiyorum. Çalışmalarına başladık. Yani 14 arabanın sermayesinden daha az bir paraya mal olacak bu bina.
BABAM HAKLIYMIŞ DİYORUZ
ACARLAR SEYAHAT tamamen devre dışı mı kalacak?
Hayır, asla. Bu işi bırakmak gibi bir şansımız olamaz. Biraz küçülterek gitmek düşüncesindeyiz. Babam bize hep derdi ki; ‘Oğlum bu işi büyütmeyin, araba sayısını arttırmayın`. Ama tabii biz dinlemedik babamı. Şimdi de ‘Babam haklıymış` diyoruz. Çünkü şoförlerle uğraşmak çok zor.
Sürekli takip etmek zorundasınız değil mi?
Araç takip sistemiyle hiç aralıksız takipteyim. Çünkü hepsini tanıma şansımız olmuyor. Maaşını bankadan aldıkları için hiç buraya gelmeyen şoförler var aralarında.
Suistimale açık bir iş mi? Ya da siz hiç böyle bir şey yaşadınız mı?
Açık olmaz olur mu? Bununla ilgili yaşanmış bir olayı anlatayım size. Bir akşam babam kalıcı konutlara çıkarken bizim firmanın bir aracını konutlardan aşağı inerken görmüş. Babam durdurmuş aracı, şoföre ‘Kalıcı konutlara buradan mı çıkılıyor?` diye sormuş. Şoför de ‘Evet, buradan çıkılıyor` demiş. Babam, ‘Bu senin araban mı?` diye sormuş, şoför, ‘Hayır, firmanın arabası` diye cevap vermiş. Babam, ‘Peki nereye gidiyorsun böyle çoluk çocuk, patronun kızmıyor mu?` diye sorunca, kayınvalidesine gittiğini söyleyip, ‘Nereden haberi olacak?` diyerek ne kadar rahat olduğunu göstermiş.
BU RESMEN BİR HASTALIK
Çok sayıda şoförle uğraşmak kolay değil, tabii?
Yani hem de hiç kolay değil. Şu an çalışan arkadaşlarımızın tamamını içine alarak konuşmuyorum; fakat yıllardır nelerle karşılaştık bir bilseniz… Mazotu çalan mı ararsınız, yedek parçayı bir yerine on tane alıp satan mı…
Eskiden şoför denildiğinde daha ahlaklı, daha mert, özü sözü bir insanlar olarak nitelendirilirlerdi. Sizce de öyle değil mi?
Kesinlikle öyle ama artık şoför diye bir şey yok. Sadece sürücü var. Bunun nedeni de muavinlik olayının, yani şoför çıraklığının bitmesi. Bilinçli şoför yetişmiyor, sadece sürücü oluyorlar o kadar.
Böyle olunca da şevkiniz kalmıyor, değil mi?
Aynen öyle. Mesela 600 bin Euro`ya üç tane araba aldık. Sonra kendi kendime ‘Neden aldık` diye düşündüm. Ama bu bir hastalık. Bir tanesini sattığım zaman da ‘Ya şimdi niye sattım bunu?` diyorum. Resmen bu bir hastalık. Başka izahı yok. Arabalarımı çok seviyorum.
İKİ ARAÇ GÜRKAN METRO`DA ÇALIŞACAK
Hele de otobüs şoförlüğünün ayrı bir bağımlılık yarattığı söylenir. Siz de otobüs kullanmayı seviyor musunuz?
Otobüs kullanmak cidden çok başka bir hazdır. Keyfiniz, moraliniz düzgün olunca bir başka zevk verir insana. Mesela geçen gün arkadaşlarla İstanbul`a gidiyorduk. Şoföre ‘İn aşağıya, ben geçeceğim` dedim, keyifle sürdüm. Oğlum beni araba kullanırken hiç görmemiş. Bir sabah kalktık. ‘Şirkette şoför yokmuş, ben servise gideceğim bugün` dedim, ‘Baba koca otobüsü sen nasıl kullanıyorsun?` dedi. ‘Gel benimle gör istersen, otobüs kullanmak taksiden daha rahat` dedim. Geldi ve gördü. Yani ben, babam, kardeşim, gerekirse direksiyon başına geçeriz. Hiç problem yok.
Bu işin zor yanlarını konuştuk hep. İyi yanları yok mu, peki?
Bu iş 2005 yılına kadar çok güzel bir işti. Yüzde 40`ı masraf, yüzde 60`ı kazanılan paraydı. Ama şimdi yakıtın litresi dört liraya dayandı. Nasıl olacak? Fabrikaların zam yapma olayı kesinlikle yok. Tutup da yüzde 30 zam isteme şansınız yok. Herkes sana enflasyonu gösteriyor. ‘Bak enflasyon yüzde 7-8` diyor. Neyi anlatacaksınız?
Şehirlerarası seyahat taşımacılığını hiç düşündünüz mü veya yaptınız mı?
Şehirlerarası taşımacılığı 2004 ve 2005 yıllarında yaptım. Efe Tur`da 8 arabam vardı. O zaman şoförlerle çok mücadele ettim. Burada şehir içinde olunca müdahale edebiliyoruz ama şehirlerarasında müdahale şansımız yok. Çünkü çok büyük suistimaller yaşadık. Burada da büyük sözü dinlemedik. Babam ‘İki tane araç alın` dedi, biz tuttuk 8 araç aldık. Yine dinlemedik, dün de 3 tane aldık. İkisi Gürkan Metro`da çalışacak. Birini de turizm işlerinde kullanacağız.
BİR YERDE GÜNAHA DA GİRİYORUZ
2-3 yıl içinde buraya iş merkezini dikeceksiniz. O zaman işten biraz daha elinizi çekecek misiniz?
Evet, iki yıl içinde bina bitmiş olacak. Yine servis işimiz devam edecek. 85 değil de, 45 yenilenmiş araç filosuyla devam edeceğiz. Eski arabayla uğraşılmıyor. Artık gece yarılarına kadar çalışayım gibi bir derdim yok. Herkes bir tas çorbayla doyuyor, fazlasına gerek yok. Bazen düşünüyorum. Aldığın bir araba karşılığında, bir kişiye iş vermiş oluyorsun. Ama bakıyorsun sana zarar veriyor, o zaman da pişman oluyorsun. Bir yerde günaha giriyoruz.
Biraz da özel yaşamınızdan söz edelim. Kaç çocuğunuz var, nerede oturuyorsunuz?
İki çocuğum var. Oğlum 14 yaşında, kızım 8 yaşında. Depremden önce bulunduğumuz yerdeki binanın üst katında oturuyorduk. Şimdi yüksek binalarda oturmaya korkar olduk. O nedenle Körfez Mahallesi`nde, Real`in oralarda kendimize üç katlı bir ev yaptık, orada oturuyoruz. Daha yol geçmeden satın almıştık arsayı. Şanslıymışız, şimdi çok güzel oldu oralar. Pazar günü Seymen`de bahçeli evimiz var, orada kalıyoruz. Bu sene inanır mısınız, Karasu`daki yazlığa bile gitme ihtiyacı hissetmedik.
KÖRFEZ FK DA YÖNETİCİYİM
Bilal Bey, bildiğim kadarıyla Kocaelispor`la alakanız bulunuyor, yanılıyor muyum?
Serhan Gürkan iyi arkadaşımdır. İki sene evvel zorla Kocaelispor yönetimine soktu beni. Oraya girdim, 45 gün sonra kalp krizi geçirdi sayın başkanımız. Sonra bıraktık. Şimdi Körfez FK`nın yönetimindeyim. Alt yapıdan sorumlu olarak kulüpte görev yapıyorum.
O zaman hemen sorayım. Körfez FK Kocaelispor`un boşluğunu doldurabilir mi dersiniz?
Bence dolduracak. Bu yıl hedefimiz Bank Asya ligi. Büyük ihtimalle de Bank Asya ligine çıkarız. Asıl hedefimiz ise, 2-3 yıl içinde Süper Lig`e çıkmak. Başkanımızın bizden para pul beklentisi yok. ‘Takımı halka adapte edin` yeter diyor.
Bilal Bey, Türkiye`nin halini, durum vaziyetlerini nasıl görüyorsunuz?
Şu an ekonomi gayet güzel gidiyor. Hiçbir sıkıntı yok. İnsanlardaki tek sıkıntı, gereğinden fazla alış-veriş yapmaları. Bir arabası olan bir tane daha aldı; bir evi olan bir tane daha almaya kalktı. Ben Hollanda`ya gittim mesela, böyle bir şey görmedim. Hollanda`da herkes bisikletle geziyor. Herkesin bir evi var veya yok, kirada oturuyor. Bizim Türk milletinde aşırı lüks merakı var. Kredi kartıyla hesapsız alışverişler yapıyorlar. Sanki hiç ödenmeyecekmiş gibi.
KREDİ KARTIYLA ALIŞ-VERİŞE KARŞIYIM
Siz bu konuda çok dikkatlisiniz galiba?
Ben cebimde beş yüz liram varsa, yarısıyla alışveriş yaparım. Kredi kartıyla kesinlikle alışveriş yapmam ve sevmiyorum da.
Ne yani sizin kredi kartınız yok mu?
Var tabii ama kredi kartını sadece yakıt alırken ve araçların sigortalarını yaptırırken kullanıyorum. Harcamalarımda bir tane bile giyim, kuşam, gıda gideri yoktur.
Bankaların hiç sevmediği müşteri tipisiniz, Bilal Bey?
Sevmiyorum kredi kartını, yalan değil. Türkiye Cumhuriyeti`nde kredi kartı, çek, senet basılmamış bir paradır. Olmayan parayı harcıyorsunuz. Ben araba alırken düşünüp taşınıp alıyorum, ödeyebilir miyim acaba diye. İnsanların çoğu düşüncesizce hareket ediyor, üç ay sonra araba icrada satışa çıkıyor. Ekonomi bundan dolayı bozuluyor. Bana bankalar kredi kartı gönderiyor, iptal ettiriyorum.
Ekonomi iyi dediniz. Peki, ülkemizin en büyük sorunu sizce nedir?
Bence en büyük sorun terördür. Terörün acilen bitirilmesi lazım. 3-5 çapulcuya teslim olmamalıyız. Adam bir gecede 24 askerimizi öldürüyor, hiç kimse buna müdahale edemiyor. Hani, 1000 terörist var öldürülen deniyor. Çıkarın bakalım nerede o 1000 terörist? Ben inanmıyorum. Terör ve açılım konusunda hükümet resmen sınıfta kaldı.
BİZ BÖYLE FERYAT ETMEDİK
Acaba doğunun temel sorunu nedir? Neden teröre destek veriyorlar?
Buna anlam vermek mümkün değil. Çünkü onlara yapılan, diğer insanlara yapılmadı. Bu insanlar resmen ağlamaya alışmışlar. Ağlayarak bir şeyleri elde etmek istiyorlar. Bence çok yanlış. Bir Van depremini düşünün, altı yüz kişi öldü. Kocaeli depreminde kaç kişi öldü? 20 binin üzerinde insan öldü. Biz böyle feryat etmedik. Adam yarım saat sonra ‘Devlet nerede?` diyor. Ya arkadaş, Van neresi? Türkiye`nin bir ucundasın. Bizim burada bile üç gün sonra geldi devlet. Böyle bir şey yok yani.
Kocaeli`nin gelişimini nasıl buluyorsunuz? Kocaeli yeterince gelişti mi?
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İzmit Belediyesi geçen dönem iyiydi ama bu dönem çuvalladılar. Para bitti. Zaten Nevzat Doğan İzmit için büyük bir kayıptır. Keşke Halil Vehbi Yenice kalsaydı. Hiç değilse İzmit`in insanı, gidip derdini anlatabiliyordun. Bugün Nevzat Doğan`a ne anlatacaksın? Bir kere adam seni dinlemiyor ki.
Bilal Bey, ilimizde yerel basını nasıl buluyorsunuz?
Bizim Kocaeli diyorum sadece. Yarınki gazeteyi akşamdan alırım, evimde okurum. Her şeyi cesurca yazan bir gazete olduğu için tercih ediyorum.
Bilal Bey, sohbet için çok teşekkür ederim. Yükselen Değerler ailesine hoş geldiniz.
Ben teşekkür ederim. Buraya kadar gelip beni onurlandırdınız. Hayran olduğum bir gazetede bana yer verilmesinden ayrıca guru duydum. Gerçekten tekrar teşekkür ederim.