Sayısız iş sahaları, sayısız üretim çeşitliliği, sayısız hizmet şeklini içinde barındıran küçücük ama kocaman kentimiz, bu anlamda derya deniz. Bu hafta konuk ettiğim ismi, aylardır beynimin bir köşesinde tutuyordum. Yükselen Değerler`in bu haftaki misafiri ÇAĞIN GÖZ MERKEZİ`nin kurucusu Sayın KÜRŞAT ÇAĞIN.
***
Kürşat Çağın`ın adını yıllardır duyarım. Göz doktorluğundaki başarılarıyla tanınır. Gölcüklüler`e kısıtlı imkanlar içinde verdiği hizmet, Gölcüklüler`ce hala konuşulur. Rotasını bu yönde belirleyen Kürşat Çağın yaptığı doğru işler ve verdiği sağlıklı hizmet neticesinde ticari anlamda hak ettiği noktaya erişti. Göz merkezi adını verdiği kliniğini, yakın bir zamanda GÖZ HASTANESİ olarak büyütüyor. Konak Hastanesi yakınında oldukça şık ve geniş kapasiteli bir göz hastanesini yakında tüm Kocaeli halkıyla buluşturmaya hazırlanıyor.
***
Her ne kadar ticari bir zekaya sahip olmadığını söylese de, işin o yönünü de hakkıyla yapmış ve olması gereken gelişmeyi göstermiş. Bu çıkışından dolayı kendisini Kocaeli halkı adına tebrik ve takdir ediyorum. Son günlerde her platformda sıkça gündeme gelen, sağlıkçıların ‘Tam Gün Yasası` hakkında enine boyuna konuştuk Kürşat Bey`le. O, olaya daha insani boyuttan bakıyor. İki yerde hizmet vermenin bir ayağı aksatacağını düşünüyor. Fakat çıkarılan yasanın yüzde yüz tatminkar olmayan yönlerini de dile getiriyor.
***
Tabipler Odası`nın manipüle edilmesine de serzenişte bulunarak, fikirlerini tüm doğallıyla bizlerle paylaşmaktan çekinmedi. Karşımda çok naif, kibar, donanımlı, olduğu gibi görünen, aynı zamanda sanat aşkıyla kavrulan bir sağlık insanı buldum. Doktorların çoğunda olan yüz ifadesinden onda zerrece eser görmedim. Evrensel kimliğiyle yurt dışında da birçok başarıyı yakalayan Kürşat Çağın`a gazetemize verdiği söyleşi için çok teşekkür ediyoruz. Dilerim hizmete açılacak olan göz hastanesinde daha nice başarılı işlere imza atarak ilklerin adamı olur. ‘Yükselen Değer` olmanın bir başka boyutuyla, siz okurlarımızı söyleşiyle baş başa bırakıyorum. Huzurlu kalın..!
Kürşat Çağın`ın öz geçmişini kısaca öğrenebilir miyiz?
1960 yılında Balıkesir`in Edremit ilçesinde doğdum. Subay bir babanın oğluyum. Babamın memur olması sebebiyle Türkiye`nin birçok ilini dolaştık. İlkokula Kars`ta başladım. Üçüncü sınıftan sonra Ankara`ya geldik. Ortaokul ve liseyi Konya`nın Meram ilçesinde okudum. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi`ni kazandım ve 1983 yılında mezun oldum.
Mesleğinize hemen başladınız mı, peki?
Evet, Kastamonu Tosya`da iki yıl mecburi hizmet yaptım. İhtisasımı 1988 yılında Ankara Numune Hastanesi`nde tamamladım ve uzman oldum. Ardından askerlik hizmetini yapmak üzere Gölcük`e geldim.
GÖLCÜK`Ü ÇOK SEVDİK, HALA DA SEVİYORUZ
Kocaeli`ye gelişiniz askerlik sebebiyle oldu yani, öyle mi?
Aslında amacım tekrar Ankara`ya dönmekti. Gölcük`ü ancak haberlerde duyardım, hiç bilmezdim ama Gölcük`ü çok sevdim. Özellikle Karamürsel, Ereğli civarındaki o doğaya bayıldım. Doğayı çok severim. Eşimin de ailesi Gölcük kökenlidir. Kendisi o sıralarda İstanbul`da bir bankada çalışıyordu. Kendisine “Gölcük çok güzel, burada kalalım” dedim.
Yani oldunuz ‘hanım köylü`…
Öyle olduk. Biz Gölcük`te kalmaya karar verdik ve şansıma o sene Gölcük Devlet Hastanesi faaliyete geçti. Ben de oranın ilk göz hekimi oldum. Gölcük`ü çok sevdik, hala da öyle. Depreme kadar orada hizmet verdim.
Tekrar geri dönecek olursak, asker bir babanın oğlusunuz ama tıp okudunuz. Bu sizin hayaliniz olan bir tahsil miydi?
Doğru, asker bir babanın oğlunun asker olacağı düşünülür. Aslında ben de yapı olarak asker olmaya çok yatkın birisiyim. Fiziki görüntümden beni askere benzetirler, çok disiplinliyimdir. Ben istedim ama babam asker olmamı istemedi.
GÖZ, ESTETİK BİR BRANŞ
Çok ilginç gerçekten… Asker olmanın zorluklarını bildiği için mi istemedi acaba?
Belki de… Bir de ben hakikaten çalışkan bir öğrenciydim. Eğitimi hep birinciliklerle bitirdim. Herhalde baktı ki başarılıyım, başka alanda eğitim görsün diye düşündü, bilemiyorum. Öyle yönlendirildim. Derken tıp eğitimini seçtim. Severek de okudum.
Tıpta göz hekimliği tercihiniz nasıl oldu, peki?
Tıp tahsili bittikten sonra branş seçimi başlıyor. Benim de sanata ilgim var. Birkaç enstrüman çalıyorum. Göz daha estetik bir branş. Birazcık daha nazik davranmanız, parmaklarınızı incecik yumuşak dokular üzerinde çok narin oynatmanız gerekiyor. Gözün ruh yapıma daha uygun olduğunu düşündüm.
Yani ‘Enstrüman gibi oynuyorum gözlerle` diyorsunuz?
Çok ince davranmak lazım. Çünkü ufak bir hata, tedavisi zor olan sonuçlar doğurabilir. Bu işi yaparken, konsantrasyonunuzun yüksek olması gerekiyor. Ben gözü yapıma çok uygun buldum. Bir daha dünyaya gelsem yine hekim olmayı isterdim, hekim olsam da yine gözü tercih ederdim.
MİKROSKOPSUZ AMELİYAT YAPTIM
Gölcük Devlet Hastanesi`nde görev yaptığınız zamanlardan söz eder misiniz biraz?
Gölcük Devlet Hastanesi`nin ilk göz doktoruydum. O dönemde hastanede imkanlar çok kısıtlıydı. Ameliyat yapmak için alet edevat, göze dair hiçbir şey yoktu. O şartlarda görev yapmaya başladım. Ona rağmen çok güzel işler çıkardık. Mesela gözlük numarasını belirlemek için aynayı kestirip, arkasından ufacık bir delik açtım. Elli yıl önceki yöntemle hastalara gözlük verdim, hepsi de çok memnundu.
O imkanlarla sadece muayene mi yapabiliyordunuz?
Göz içine mercek takılması, katarakt ameliyatları 90 yılında daha yeni başlıyordu. İzmit`te de o iş hiç yapılmıyordu. Mikroskobum da yoktu, ki onsuz bir şey yapamıyoruz. Ama ben hiç mikroskop kullanmadan, tamamen kendi gözümle yüzün üstünde ameliyat yapıp, gözün içine lens taktım. Hala o hastalarımdan gelenler vardır.
İptidai yöntemle bu gibi hassas ameliyatları yapmanız ve cesaretiniz olağanüstü bir şey?
İmkanlar doğrultusunda en üst seviyede hizmet vermeye çalıştık. Mesela o yıllarda Amerikalılar`ın Türkiye`ye gelip tarama yaptıkları bir mikroskop vardı. Bir arkadaş bana ondan bulup getirmişti. Ben o mikroskobu çanta içerisinde hastaneye getirip götürüyordum. O alet de şimdikiler gibi fonksiyonel değil, tabii… Bir takım zorluklardan sonra son teknolojiyle katarakt ameliyatları yapmaya başladık.
İLKLERİN İÇİNDE OLDUM
Branşınızda kendinizi çok önde gördüğünüzü söyleyebilir misiniz?
Başarılı olduğumu yadsıyamam. İlklerin içinde oldum hep. Mesela 1991 yılında göz çizme yöntemi Türkiye`de birçok yerde yapılmazken, Gölcük Devlet Hastanesi`nde yapıldı. Bunu ilk yapan bizdik orada. Bir ilk daha var: İlk kornea, yani göz naklini 1996 yılında aynı hastanede yaptım. Kasabada kornea naklinin yapılması bir ilktir. Yani orada bayağı bir emek sarf ettim, çok güzel anılarım var. O insanları çok seviyorum, onlar da beni seviyor diye tahmin ediyorum. Gölcük ile iyi bir gönül bağımız var.
Hastaneden niçin ayrıldınız, peki?
O zamanlar özel muayenehanem de vardı. Orası da hastane de çok yoğundu. Dedim ki, ‘Bu sistem çok uygun bir sistem değil. Aslında bugünkü sağlık bakanının görüşüne yüzde yüz katılıyorum. Tam Gün Yasası gibi bir yasa, Türkiye için gereklidir. Hem orada, hem burada çalışmak çok etik olmaz. Hastanenin karşısına muayenehane açarsanız, bu birinden diğerine aktarma yapıyorsunuz anlamına gelecektir. Bu düşünceyle ben 1998 yılında devlet hizmetinden tamamıyla istifa ettim.
Siz daha o zamanlar tam gün yasasını ön görüp, ilk uygulamaya geçenlerden oldunuz demek ki?
Bana iki yüzlülük gibi geldi ve ayrıldım. İşlerim tam zirvedeyken bıraktım ve serbest çalışmaya başladım. Aynen dediğiniz gibi, bu yasayı kendime çıkardım. Hakikaten de çıkması gerektiğine inanıyordum. Tabii ki, herkesin kendine göre düşüncesi, görüşü var, saygı duyarım ama benim ahlaki anlayışıma çok sığmayan bir şeydi. Sağlık Bakanlığı`nı bu anlamda kutluyorum.
KLİNİKLERİM YERLE BİR OLDU
Gölcük`ten İzmit`e gelmeniz depremle birlikte oldu, değil mi?
Gölcük`te çalışıyordum, her şey çok güzeldi ama maalesef 1999`da deprem oldu. O sırada Gölcük`te yeni bir klinik yapıyordum. Hem çalıştığım, hem de yeni yapılan klinik tamamen yerle bir oldu. Yeni yere geçmek üzereydik, eşyalar İstanbul`dan gelmek üzereydi ama yıkım olunca her şey kaldı. Neticede bir süre sonra İzmit Fethiye Caddesi`nde bir klinik kiralayıp, hizmete soktuk. Orada üç yıl çalıştıktan sonra, şimdi bulunduğumuz yere taşındık.
Yer anlamında daha büyük bir yere geçtiniz. Peki, kadronuzu da bu ölçüde genişlettiniz mi?
Fethiye Caddesi`nde iki hekim arkadaşım benimle beraber görev yapıyordu, burada yedi göz hekimi olduk. Şu anda kadro ve yapılan iş anlamında İzmit`in en büyük göz kliniğiyiz. 50 çalışanımızla hastalarımıza hizmet veriyoruz.
Bildiğim kadarıyla daha da büyüme yolunda ilerliyorsunuz. Bir hastane binası inşa ediyorsunuz değil mi?
Evet, hastane binamızı tamamlamak üzereyiz, oraya geçmeyi düşünüyoruz. Buranın fiziki koşulları yetmiyor. Yeni hastanemizin 4 bin 250 metrekare kapalı alanı var. Bölgenin en donanımlı, en iyi göz hastanesi olacak diye düşünüyorum. İyi hizmet vereceğimize inanıyorum. Buna paralel olarak, personel sayımız da artacak.
MADDİYAT İKİNCİ PLANDA
Ben bir İzmitli olarak, ÇAĞIN GÖZ MERKEZİ adından önce, KÜRŞAT ÇAĞIN adını duydum, daha çok aşinayım. Bu sizin mesleğinizdeki başarıyla ilintili galiba?
Ben de hep onu düşünürüm. Bu işi yapıyorum, para kazanıyorum ama ticari kaygım asla olmadı. Çünkü iyi iş yapınca arkasından para mutlaka geliyor. Benim kliniğimden hiçbir insan, maddi imkanı olmadığı için tedavi olmadan çıkmamıştır. Çünkü parası olmadığı için bir insanı reddetmek benim ahlaki anlayışıma uygun değil.
Yani maddi kazanç, sizin için ön planda değil…
Maddi kazanç hep ikinci planda. Hastanemize geçtiğimizde oradaki kazancımızdan bir fon oluşturup, bir kısmını insanların ihtiyaçlarına yönelik, bir kısmını da araştırma için kullanmayı düşünüyoruz. Çünkü bizim çok şaşaalı bir yaşantı hayalimiz hiç yok. Buna zamanımız da yok. Amacımız, iyi işler yapmak ve o iyi işleri gördükçe mutlu olmak. Çalışmayı çok seviyorum. İşime herkesten önce gelir, herkesten sonra çıkarım. Bu kadar yoğun çalışmanın içinde başka şeye ihtiyacım da yok.
İlimizde reklamları çok yaygın olan bir göz hastanesi var. Bu hastanenin ilimize gelmesi, sizin işlerinizde bir etki yarattı mı? Kocaeli yerel markasına sahip çıkıyor mu?
O hastanenin bizim işlerimizi etkilemesi mümkün değil. Halkımız yerel markasına mutlaka sahip çıkıyor. Bir de bizim insana yaklaşımımız onlarınkinden farklı. Marka adını kullanıyorlar belki ama yine buradaki hekim arkadaşlar oraya transfer oluyor. Neticede dışarıdan bir ekiple, çok değişik anlayışla girmedi. Bizim yaptığımız işler çok daha detaylı ve çeşitliliği fazla. Donanımımız daha fazla. Buradaki geçmişimiz de onlardan eski. Kadromuz daha geniş, şimdi hastanemiz de daha büyük oluyor. Yani ÇAĞIN GÖZ HASTANESİ Kocaeli için bir kazanım diye düşünüyorum.
TARAFLAR BİRBİRİNİ YOKLUYOR
Sağlık Bakanlığı`nın yürürlüğe koyduğu ‘Tam Gün Yasası`na dönmek istiyorum. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?
Bence bu bir strateji. Taraflar birbirini yokluyor diye düşünüyorum. Önce biraz korkutup, sonra biraz taviz verip, normal çizgiye çekecekler. Bu biraz uçlarda ve abartılı oldu. Üniversite hocalarına yapılan şey çok makul değil. Ama bunun yanı sıra bir insan çalıştığı yeri belirlemeli. İki tarafta olunca mutlaka bir suistimal oluyor.
Neden doktorlar iki yerde birden çalışmayı tercih ediyor?
Hekim arkadaşlara sorulduğu zaman ne cevap verecekler bilemiyorum ama mesela, dışarıda muayenehanesi olan hekimlere ‘Siz üniversite veya hastanede hiç para almadan çalışır mısınız?` diye sorun, inanın hepsi çalışacaktır. Çünkü hastane sadece muayenehaneye bir artı değer kazandırmak amacıyla kullanılan yerdir çoğu için. Burada Tabipler Odası için çelişki söz konusu.
Nasıl bir çelişki?
Tabipler odası yıllarca ‘Ücretsiz sağlık hizmeti` demiştir, muayenehanesi olanların hep aleyhinde olmuştur. Ama Tam Gün Yasası`nda kabuk değişmiş gibi görünüyor sanki. Tabipler Odası yasanın karşısında bir tavır koyuyor. Halbuki, tam gün yasasını savunan ilk kuruluşun Tabipler Odası olması gerekiyor. İnsanlara eşit ve ücretsiz sağlık sunulması, Tabipler Odası`nın dünya görüşüyle paraleldir.
Böyle bakılınca gerçekten bir çelişki söz konusu. Sizce neden olabilir?
Hakikaten çelişki var Aysun Hanım. O zaman insanın aklına, ‘Tabipler Odası manipüle mi ediliyor acaba?` sorusu geliyor. Tabipler Odası halkın yararını düşünen bir kurum olup, Tam Gün Yasası`na dirsek vermeli. Evet, muayenehane açmak isteyenlere şartlar çok ağırlaştırıldı. Bizim gibi kuruluşlara gelip çalışmak isteseler, ona da kadro verilmiyor. Fakat bunlar bakanlıkça revize edilebilir, eksikler giderilebilir ama neticede Tam Gün Yasası bence olmalı diye düşünüyorum.
DOKTOR AYNI ZAMANDA PSİKOLOGDUR
Kürşat Bey, hasta ile hekim arasında içten içe hep bir hegemonya savaşı vardır diye bilirim. Siz hastalarınıza karşı nasıl bir yaklaşım içindesiniz?
Doktor aynı zamanda iyi bir psikologdur. Ben iyi bir psikolog olduğumu düşünüyorum. Hasta kapıdan girdiği zaman ona nasıl davranacağınızı kestirmeniz gerekiyor. Vermeniz gereken mesajları hastaya mutlaka vermelisiniz. Her hastaya davranış biçimi farklıdır. Mesela çocuklar çok zordur. Çocuk hasta geldiği zaman hiçbir şekilde ayakta karşılamayacaksınız. Yukarıdan bakınca çocuk korkar.
Ne yapmak lazım, peki?
Oturtacaksınız, konuşacaksınız, ekranda göstererek ona bir şeyler soracaksınız. Bir aleti yaklaştırmak gibi manevralar yapmayacaksınız. Son derece dikkatli olacaksınız. Çünkü çocukla bağlantıyı kopardığınız an bir daha kuramazsınız. Doktorun kesinlikle psikolojiden anlaması gerekiyor. Eğer anlamazsa hastayla diyalog kurması mümkün değil. Mesela ben hastaya çok konuşur anlatırım. Eğer anlatmazsanız ikna olmaz. Hastalarımla iletişimim çok iyidir.
EŞİMLE BİRLİKTE ÇALIŞIYORUZ
Kendini mesleğine ve işine adamış bir hekim ve aynı zamanda iş adamı olarak günleriniz nasıl geçiyor?
Saatim hep 05.55`e kuruludur. Evin garaj bölümünü spor salonuna çevirdim. Her tür fitness aleti mevcut. Koşu bandında sabahları 5 km koşum vardır. Yoğun spor yapıyorum. Daha önce Avrasya koşusuna katılmıştım, bu yıl yine katılacağım. Sabah sıkı kahvaltımı mutlaka yaparım, ardından işyerine gelir, sıkı çalışırım. Oradan eşimle beraber eve gideriz. Kızımız dışarıda olduğu için netten onunla konuşuruz. Böyle sakin bir yaşam tarzımız vardır.
Eşinizin Gölcüklü olduğunu söylemiştiniz… Kendisi ne işle meşgul?
Eşim aslında matematik mühendisi. Biz tanıştığımızda Yapı Kredi Bankası`nın genel müdürlüğünde çalışıyordu. Evlendikten sonra İzmit`teki şubeye geldi. Fakat bankadan bayağı geç çıkıyordu. Baktık olacak gibi değil, bir ay sonunda istifa etti. Matematikçi olduğu için bir süre öğretmenlik yaptı. Dedim ki, birbirimizi daha çok görelim, gel beraber çalışalım. Şimdi ÇAĞIN GÖZ MERKEZİ`nin finans müdürlüğünü yapıyor.
DERNEKLERDE ÇOK FAAL DEĞİLİM
Eşinizle birlikte çalışmak nasıl bir duygu?
Çok iyi oluyor. Eşlerin iş yaşantısındaki sıkıntıları, zorlukları, toleransları paylaşması gerçekten iyi bir netice veriyor. Paylaşmaktan da öte, yaşanan zorluklara karşı direnci arttırmak adına son derece faydalı. Yıllardır aynı şeyi söylerim. Bir insanın duygusal yapısı sağlam olursa, hayatta yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Ne şanslıyım ki, o tarafım çok sağlam.
Kaç çocuğunuz var Kürşat Bey?
İki çocuğumuz var. Kızım Öykü 20 yaşında ve tıp fakültesinde okuyor. Henüz branş seçimini yapmadı. Oğlum Tuna 16 yaşında ve Bahçeşehir Koleji`nde okuyor.
Kürşat Bey, çok faal biri olmadığınızı söylediniz ama yine de sormak istiyorum; sosyal anlamda neler yapıyorsunuz?
Dernekler bazında çok faal değilim. Fenerbahçe Spor Kulübü`nün üyesiyim. Bir zamanlar Rotary Kulüp üyesiydim ama çok zaman ayıramadım. Amerika ve Avrupa`da tıp alanında faaliyetleri olan çeşitli derneklere üyeliklerim var. Ukrayna`da Filatov Göz Enstitüsü`ne, Türkiye`de uyguladığım maliyeti düşük, değişik bir tekniği gösterdim. Ulusal Ukrayna toplantısında benimki en iyi bildiri seçildi. Ardından onlar bizi ziyarete geldi, güzel dostluk kuruldu. Bunların dışında hayatımın arta kalan kısmının çoğunluğunu spor kapsıyor. Müzik, fotoğraf çekmek de hobilerim arasında.
KONSEVATUARA GİDEYİM
Müzik derken, iyi bir dinleyici misiniz yoksa bir enstrüman çalar mısınız?
Ben gitar çalıyorum ve çok seviyorum. Geçmişte epey bir profesyonel müzik hayatım oldu. Üniversite sonuçları açıklandığında ben Kıbrıs`taydım. Babam sonuç kağıdını Kıbrıs`a çok mutlu bir şekilde getirdi. ‘Bak oğlum, tıp fakültesini kazanmışsın` deyip bana verdi. Benim aklımda ise hep müzik var. ‘Ya baba, ben konservatuara gitsem` dedim.
Babanız ne cevap verdi?
Tabii ki karşı çıktı ve hayal suya düştü. Müzikten kopmadım ve bir kez daha şansımı denedim. Mecburi hizmette kötü bir yere düşersem kesin tıbbı bırakırım diye düşündüm. İyi bir müzik grubumuz vardı ama olmadı. Gitarı yine de elimden bırakmadım. Gölcük`te Altıgen`de ve başka değişik yerlerde gitar çalıyorduk arkadaşlarla. Sonra baktık ki tıp ağır basıyor, müzik işi de hobi olarak kaldı. Gönlümün bir tarafında var ve hala çok seviyorum.
BURASI DİNAMİK BİR ÜLKE
Kürşat Bey, ülkemizin gidişatını nasıl buluyorsunuz?
Zor bir soru hakikaten. Şöyle söyleyeyim, yurt dışına gidiyorsunuz, oradaki insanların çalışmasına bakıyorsunuz. Saat beşte iş yerleri kapanmış. Cuma öğleden sonra kapanmış, cumartesi çalışmıyorlar, akşam her taraf sus pus. Türkiye`ye geliyorsunuz, canlı bir ülke görüyorsunuz. Türk insanı çalışıyor. Dinamik bir ülke burası. Ben Türkiye`nin geleceğine umutla bakıyorum. Bu enerji iyi yönlendirilirse, gerçekten iyi bir güç olur.
Kocaeli için ne diyeceksiniz?
Kocaeli için de aynı şeyi düşünüyorum. Ben aslında optimist bir insanım. Kötü düşünmem. Önümüzde genç bir nüfus var, söz dinleyen bir nesil var. Bizim insanımız en zor anlarda dahi isyankar değil. Çalışan, güvenen insanlar iyi yönetilir ve yönlendirilirse, baskı uygulanmazsa çok daha iyi yerlere gidebiliriz.
İNTERNET SİTENİZ ÇOK GÜZEL
Yerel basınımızı nasıl buluyorsunuz?
İlimizde çok gazete var. Bizim Kocaeli sektöre üçüncü olarak girdi ama şu anda liderlik konumunda galiba. Daha iyi olmasını arzu ederim. Bence bunun iki üç katı fazlasını satmalı. İnternet sayfanız oldukça güzel. Güngör Bey`in bir dünya görüşü var. Ondan sapmadan yayın ilkesini sürdürüyor. Bundan dolayı kutlamak gerekir.
Kürşat Bey, Yükselen Değerler dedik, yola çıktık. İki yıldır okurlarımızla bütünleştik. Sizi bu sayfamızda konuk etmekten onur duydum. Teşekkür ediyorum.
Ben de çok sevindim. Beni ve firmamızı buraya konuk ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.